"Enter"a basıp içeriğe geçin

Arda ÇETİN Yazılar

Gizlilik Efsaneleri #3: Anonim veriler güvenlidir (Eh yani)

Hemen her uygulamada ya da cihazda “X uygulamamızı sizin için daha iyi hale getirebilmek için verilerinizi anonim olarak kullanmaktayız” bilgisiyle karşılaşırız. Ve bu uygulamaların arkasındaki şirketler, verilerinizi paylaşmadan önce kişisel bilgilerinizi kaldırarak ya da gizleyerek yani “anonimleştirerek” bu işlemi yaptıklarını, dolayısıyla sizin güvende olduğunuzu söyler. Bununla birlikte, şirketlerin hala grup halinde depoladıkları verileriniz kısmi bir anonimlik oluşturur. Bu veriler analiz edilebilir ve çoğu durumda içeriğine bağlı olarak tek tek sıralanıp, incelenebilir. (Bkz. büyük veri)

Yorum Bırak

Gizlilik Efsaneleri #2: Parolam beni güvende tutar. (Tutmayabilir!)

Aynı şifreyi birden fazla web sitesinde kullanıyorsanız, kötü niyetli kişilerin saldırıları nedeniyle hesaplarınız tehlikeye atılabilir. Bu kötü niyetli kişiler, hesap açma bilgilerinizi (kullanıcı adınızı ve parolanızı) tek bir siteden aldığında, diğer sitelerde de deneyebilirler. Bu niyetteki kişiler, hackledikleri parolaları, birçok popüler web sitesinde denemek için otomatik araçları kullanırlar.

Yorum Bırak

Gizlilik Efsaneleri #1: Kimse mahremiyete önem vermiyor (Hayır, veriyor!)

En son ne zaman arkadaşlarınız veya ailenizle internet gizliliği konusunda konuştunuz?

Ne yazık ki, çoğu insan için bu sorunun cevabı “hiçbir zaman”dır. Genel olarak, küçük bir yüzdelik dışında genel olarak insanların internet gizliliği ve mahremiyetiyle ilgilenmediğini sanıyoruz. Bu durumda da, bu küçük yüzdelik dışında kalan insanlar için bu konuda konuşmanın yanlış olduğunu düşündüğü bir konu haline geliyor.

Halbuki; Ocak 2017’de Amerika Birleşik Devletleri’nde araştırma ve danışmanlık şirketi olan IDC tarafından yapılan bir araştırma sonucu; tüketicilerin %84’ünün kişisel bilgilerinden endişe duyduğunu ortaya koyuyor. Araştırmaya katılanların %70’i bu endişelerinin sadece birkaç yıl öncesine göre daha da arttığını belirtiyor.

Yorum Bırak

Girişimci Bireyler vs Belediyeler

Girişimcilik ekosistemi ve kültürü ülkemize yeni yeni ayağa kalkıyor. Girişimcilik kültürünü yaşayarak öğreniyoruz, uyguluyoruz ve aradan bazı girişimler diğerlerinden sıyrılarak başarılı oluyor.

Bitaksi, bu girişimlerden bir tanesi. Türkiye’de zoru başardı. En az iki yıl boyunca taksicilerle uğraştı. Kullandıkları en büyük teknoloji “Bas Konuş” olan şöförlere akıllı telefon hediye ederek, onları teknolojiyle entegre etti. Tüketicinin taksi çağırmaktan anladığı sadece en yakınındaki durağı aramak iken milyonlarca liralık reklamıyla uygulama üzerinden taksi çağırabilme diye bir şey olduğunu gösterdi. Tüketici tarafında böyle bir ihtiyaç yokken bir ihtiyaç doğurdu. Ülkemizde UBER’in kullanım oranları oldukça düşükken apayrı bir pazar oluşturdu ve tüketicilerden bir talep yarattı. Artık gerek taksi şöförleri gerekse tüketiciler Bitaksi’den oldukça memnun hale geldi.

Bugün ne oldu? İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İSBAK A.Ş. tarafından geliştirdiği iTaksi isminde bir girişim duyurdu. Tabii ki arkasındaki milyon liralık büyükşehir bütçesi, İSBAK A.Ş. ve İSPARK A.Ş. desteğini de beraberinde getirdi. Bitaksi, taksicilere sistemi, teknolojisini ve faydalarını yıllarca anlatadursun, şu an iTaksi’nin logosunu (daha son kullanıcıya ulaşmadan) yollardaki binlerce taksinin arka kapısında görebiliyoruz.

1 Yorum

Friksiyonomi ve sonrası…

Hangi sektörde çalıştığınızın bir önemi yok; artık hız ile yarışıyoruz. Ürün teslimatından tutun da, verdiğimiz hizmete hatta kişisel hayatımızda gönderdiğimiz mesaja kadar. WhatsApp’ta gönderdiğimiz bir mesajın mavi tıklarının yanmasını sanki dünyanın sonu gelecekmiş gibi bir hızda bekliyoruz.

Instagram’a yüklediğimiz bir fotoğrafın bir an önce takipçilerimizle buluşmasını istiyoruz. Birisini aradığımızda telefon düşmediğinde sinirleniyor, anında farklı yollardan o kişiye ulaşmaya çalışıyoruz.
Biz bu hız dünyasında yaşarken; hayatımızdaki friksiyonların farkında mıyız peki? Öyle ki; bizi adeta biz yapan friksiyonlar bunlar.

1 Yorum

Başarılı bir proje için ipuçları: Planlayın, planlayın, sonra tekrar planlayın

Dijital durumlardaki proje yönetimi, bir projeyi sunmak için kaynakların ve süreçlerin planlanması, organizasyonun yapılması ve motivasyonun tam olarak sağlanmasıdır. Başarılı bir proje teslimi için planlama, başarı üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bir projenin veya sürecin başlangıcında yeteri zamanı vermemiş olsanız dahi, etkin bir şekilde planlayabildiğiniz ölçüde – sağlam bir yaklaşım, dokümantasyon, kaynak planlama ve kısa raporlar hazırlayarak – projenin başarılı olmasını doğrudan etkileyecektir. İş yapış şekliniz ne kadar iyi olursa olsun, projeyi düzgün bir şekilde planlamadıysanız projeniz başarılı olamaz.

Şüphesiz, proje başarısızlığının en büyük nedeni,  planlamanın düzgün yapılmamış olmasıdır. Amerikalı yazar, bilim insanı, ve siyasetçi Benjamin Franklin’in bilge sözlerindeki gibi;

“Hazırlanmakta başarısızsan, başarısız olmaya hazırlan.” – Benjamin Franklin.

Yorum Bırak

Fikir ve sanat eserlerini korumak gözetlemenin bahanesi mi?

Korsan Parti Hareketi’nden Deniz Yenihayat, Şevket Uyanık, Mehmet Şafak Sarı ve Arda Çetin, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu değişikliklerini değerlendirdi.

Türkiye’nin köhne Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK) bugün ne internet çağının telif hakları ihtiyaçlarını karşılıyor ne de teknolojinin hızına yetişebiliyor. Uzun zamandır söylediğimiz gibi telif haklarında bir reforma ihtiyaç var. Ancak kanun koyucu makamındaki kişiler öncelikle emek sahiplerini ve kamu yararını değil, şirketleri ve meslek birliklerini koruyan kanunlar hazırlıyor ve yürütmeye koyuyor. Bugün FSEK kapsamında yapılması düşünülen değişiklikler, her ne kadar internet çağının getirdiği ihtiyaçlara yönelik bir güncelleme gibi görünse de aslında internetin bilgiyi yayma potansiyelini yok sayarak, şirketlerin ve meslek birliklerinin lehine bir hale getirilmiş görünüyor.

Öncelikle şunu söylememiz gerekir ki, internette ücretsiz izlenen dizi ya da filmler, o ürünün değerinden bir şey kaybettirmiyor. Hatta dizi ve filmlerin paylaşılması o ürüne olan talebi artırıyor, kültür ürünlerinin isminin duyulmasına yol açıyor. Karşı çıkılması gereken, ücretsiz olarak izlediğimiz bu içeriklerin bir ücret karşılığı satılıp bundan kazanç elde edilmesi. Son kullanıcı olan bizlerin bu içeriklere ücretsiz bir şekilde ulaşabilmemiz, internetle birlikte gelen en doğal hakkımız.

Yorum Bırak