"Enter"a basıp içeriğe geçin

Arda ÇETİN Yazılar

Füsun Nebil: İyi teknoloji gazetecisi bir elin parmaklarını geçmiyor

Türkiye Gazeteciler Sendikası ve Friedrich Ebert Stiftung tarafından desteklenen ve medya profesyonellerine yönelik bağımsız bir platform olan Journo, yayın hayatına başladığı ilk günden beri severek takip ettiğim bir oluşum.

Medya profesyoneli değil, yalnızca sıkı bir okuyucusuyum. Ancak özellikle son bir kaç yıldır mesleğim olan bilişim alanında medyada çıkan gerek haber gerekse diğer gazetecilik kapsamındaki çalışmalardan fazlasıyla rahatsız bir okuyucuyum. Teknoloji gazeteciliğinin tanımı ürün incelemeleri gerçekleştirmek ve teknoloji firmalarından gelen basın bültenlerini olduğu gibi yayınlamak olarak değiştirilmeye çalıştığı çok açık Ülkemizdeki teknolojik gelişmelerden haberdar olabilmek için hiçbir son kullanıcının (bilişim okur-yazarı) bilgiye ulaşabilmesi için bugünkü gibi büyük bir efor sarf etmemesi gerektiğini düşünüyorum.

İnternette takip ettiğim, her yazısında bilgi barındıran, Türkiye’de teknoloji bilinirliğini ve farkındalığının arttırılması için inatla çalışan Füsun Nebil ile journo.com.tr için e-posta üzerinden bir söyleşi gerçekleştirdim.

Türkiye’de teknoloji bilinirliği ve farkındalığının artması için inatla yazan bir ‘sonradan gazeteci’yi takdimimizdir: Huzurlarınızda Füsun Nebil.

Bilişim Sektöründe Kariyer

P133 bilgisayarımla bilgisayar dünyasına giriş yapmam ve Windows 98’in ardından Redhat Linux ile GNU/Linux dünyasıyla tanışmamla devam eden 2000’li yıllardaki bilişim sektörüyle bugün arasında kariyer anlamında açıkcası çok büyük değişiklikler yok. Sektörde ise benim gözlemlediğim en büyük değişiklik okul seviyesinde. Önceden meslek liselerinden mezun olup, bu sektörde olan nice bilgi ve tecrübe dolu insanla tanışırken, artık her sene (üniversite tercih zamanlarında) karşıma gelen bilgisayar ile ilgili meslek liselerin alanlarından mezun gençlerin bilgisayar bilgisi annemin Facebook bilgisinden hallice. Maalesef!

Üniversite sınavlarını da geçip, herhangi bir bölümden bir şekilde mezun oldunuz diyelim. Ve hâlâ bilişim sektöründe çalışmaya kararlısınız. O halde buradan buyrun;

Yetişkinler İçin Snapchat Eğitimi 101

Standart, alışagelmiş bir menüsü olmayan, butonların ne işe yaradığını ancak kullanarak anlayabileceğiniz, ekranı sağa sola veya yukarı aşağı kaydırdığınızda bir şeylerin değiştiği fakat ne olduğunu zar zor çözebildiğiniz bir sosyal medya uygulaması.
Şayet siz de Snapchat için ilk bakışta bunları düşünüyorsanız yalnız değilsiniz. Zira çevremde 25 yaş üstü bilgisayar okur-yazarı o kadar çok insan Snapchat’i kuruyor, deniyor fakat ne olduğunu bir türlü çözemeyip bir şekilde bana fikir danışıyor.

Açıkcası benim de (ki yaş oldu 31, gençlere ayak uydurmakta zorlanmaya başladığım döneme girdim) Snapchat’i çözmem 1-2 ayımı aldı diyebilirim. Bu “anlayabilme” süremle ilgili kendimi ilk başta epey hayıflasam da Snapchat istatistiklerine ve kullanıcı grubuna baktığımda normal bir durum olduğunu anladım…

Kendin Yap: Kendi VPN Sunucunuzu Kurun

Bir çoğunuzun malumu; memleket şartları zor ve çetin. Bu şartlar altında yaşamaya çalışmayı başaranlar, genellikle ilk olarak dışarıda neler olup bittiğinin yollarını arıyorlar. Bunun en önemli yolu da yeni medyadan özellikle de herhangi bir olayda yurtiçinde yavaşlatılan, sansürlenen Twitter’dan geçiyor.

Gezi direnişinden sonra 7’den 70’e herkes kullandığı cihazlarda DNS değiştirmeyi ve DNS teknolojisini öğrendi. Ancak devlet sansürünün her geçen gün artmasıyla artık sansür durumlarında DNS değiştirmek bir fayda sağlamıyor. Twitter kullanıcılarının bir çoğunun da artık aşikar olduğu “yeni” bir teknoloji var; VPN.

VPN’in kullanım amaçlarından biri farklı yerlerdeki cihazları farklı ortamlardaki ağ bağlantılarına ulaştırmaktır. Özel sektörde (özellikle bankalar) bu teknolojiyi başta güvenlik amacıyla kullanırken son kullanıcıların bir çoğu bu teknolojiyi sansürü aşmak, internette anonim kalmak için kullanıyor.

İnternette bir çok ücretli VPN hizmeti bulunmakta. Bir çoğu da aylık yüksek ücretler istemektedir. Bu firmaların güvenliği de ayrı bir tartışma konusudur. Kesinlikle ücretsiz VPN’lerden uzak durunuz. Ücretli VPN hizmetlerinin de tümü güvenilir değildir. Ben de “en güvenilir VPN, kendi VPN’indir” diyerek bir kaç dakikada kendi VPN sunucunuza nasıl sahip olabileceğinizi aktaracağım.

Son Kullanıcıya Özgür Yazılım Anlatmak…

Uzun zamandır üzerinde düşündüğüm bir durum…
2002 yılında Ümit Bozkır’la birlikte adımını attığım Linux Kullanıcıları Derneği’nde yüzlerce belki binlerce insana GNU/Linux’u, özgür yazılımı ve açık kaynak kod felsefelerini anlattım.

Linux’un son kullanıcı bazındaki iddiası maalesef son zamanlarda çok düştü. Bunu herhangi bir araştırmaya dayanarak değil, kişisel gözlemlerimle ülkemizdeki duruma bakarak söylüyorum – umarım yanılıyorumdur.

Kullanım oranı, hakkında konuşulanlar, Linux Kullanıcıları Derneği’nin aktifliğinin düşüşü… Bunları da göz önünde bulundurduğumuzda sanki pek haksız bir teorim yok. Lakin şimdi arkama dönüp baktığımda “neyi yanlış yaptık?” sorusu aylardır aklımda…
Biz (taşı kendime atıyorum, aslında ben) insanlara neyi yanlış aktardık?
Bir özeleştirim; LKD Stant Çalışma Grubu üzerine zaten… Grubu kurduktan sonra arkamızdan gelen gönüllü insanları yeteri kadar eğitemedik. Suç sadece bizde değil belki, o günlerden bugüne sektörde de çok değişimler oldu fakat Nazım Usta’nın şiirindeki son cümleyi ben kendi üstüme alıyorum; “kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”
Evet, benim.

Ken Robinson diyor ki; “Okullar yaratıcılığı öldürüyor.”

Ünlü ressam Pablo Picasso, “Bütün çocuklar sanatçı olarak doğar” der… Hangi bilimsel açıklamaya dayanarak bunu söylemiş bilmiyorum ama haklılık payı yok değil. 2003 yılında eğitim alanındaki çalışmaları sebebiyle Britanya’da “sir” ünvanı almış eğitim danışmanı akademisyen Ken Robinson ise “okullar yaratıcılığı öldürüyor” diyor
Çok değil, 15-20 sene öncesinde ülkemizde üniversite bitirmek büyük bir erdem işiydi. (Önümüzdeki beş yıl sonra ise değil üniversitede lisans mezunu olmak; yüksek lisans yapmak adeta bir zorunluluk halini alacak.) Herkes doktorluk, mühendislik veya subaylık gibi meslekleri tercih ediyor, ettiriliyordu. Bu gün ise günümüzde bu tür meslekler halen tercih ediliyor olsa bile büyük çoğunluğun hedefleri teknolojinin de gelişmesiyle iletişim teknolojilerine ve daha niş sektörlere kaymış durumda… Tam da üniversite tercihlerini yaptığımız bugünlerde aileler çocuklarının ileride yapmasını istediği mesleği “bak çocuğum, bu işte ileride iyi para varmış, bu işin okulunu oku, bu işi yap” diye öğüt vermekteler…

Betûl Mardin: Engelleri Avantaja Çevirin

Türkiye’de iletişim ve halkla ilişkiler denildiği zaman akla gelen ilk isimdir Sayın Betûl Mardin.

Onun öğrencilerinden biri olan Sevgili Prof. Dr. Nüket Güz hocam, Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu olarak 2012’de düzenlediğimiz Medya ve Yeni Medya Ödülleri’nde anlattığı bir anısında “anneme iletişimci olacağım dediğimde annem ‘iletişimci de nedir ki, postacı mı olacaksın, PTT’de mi çalışacaksın?” diye soruyor.

Bırakın Sayın Mardin’in halkla ilişkiler yaparken bu terimle yapması, öğrencilerinin ebeveynlerinin dahi konudan haberinin olmadığı bir dönemde yaşadığı nice zorluklara rağmen hepsinden avantajlı bir şekilde çıkıyor.

“Barışı sağlamak bir maratondur”

Beyrut…
Nam-i diğer “doğunun Paris’i” olarak adlandırılan Lübnan’ın başkenti.
Çok uzun yıllar Ortadoğu’nun kültür, sanat, bilim ve ekonomi merkeziydi. Tabii Lübnan İç Savaşı’na kadar. 1975’de başlayıp, 1990’a kadar süren “iç” savaş ve 2006’daki İsrail – Lübnan savaşıyla birlikte Beyrut’un eski halinden eser kalmadı… 230 bin insanla birlikte bir şehir, bir ülke de yaşamını yitirmişti.

Ezginin Günlüğü’nün “bu yol bir şehre giderdi, güneşin tutuştuğu denize batmış güle…” diye başladığı “ey şehir sen yoksun” diyerek bitirdiği adına şarkılar yazılmış bir şehir…