"Enter"a basıp içeriğe geçin

Kategori: #düşünceler

Ken Robinson diyor ki; “Okullar yaratıcılığı öldürüyor.”

Ünlü ressam Pablo Picasso, “Bütün çocuklar sanatçı olarak doğar” der… Hangi bilimsel açıklamaya dayanarak bunu söylemiş bilmiyorum ama haklılık payı yok değil. 2003 yılında eğitim alanındaki çalışmaları sebebiyle Britanya’da “sir” ünvanı almış eğitim danışmanı akademisyen Ken Robinson ise “okullar yaratıcılığı öldürüyor” diyor
Çok değil, 15-20 sene öncesinde ülkemizde üniversite bitirmek büyük bir erdem işiydi. (Önümüzdeki beş yıl sonra ise değil üniversitede lisans mezunu olmak; yüksek lisans yapmak adeta bir zorunluluk halini alacak.) Herkes doktorluk, mühendislik veya subaylık gibi meslekleri tercih ediyor, ettiriliyordu. Bu gün ise günümüzde bu tür meslekler halen tercih ediliyor olsa bile büyük çoğunluğun hedefleri teknolojinin de gelişmesiyle iletişim teknolojilerine ve daha niş sektörlere kaymış durumda… Tam da üniversite tercihlerini yaptığımız bugünlerde aileler çocuklarının ileride yapmasını istediği mesleği “bak çocuğum, bu işte ileride iyi para varmış, bu işin okulunu oku, bu işi yap” diye öğüt vermekteler…

Yorum Bırak

Betûl Mardin: Engelleri Avantaja Çevirin

Türkiye’de iletişim ve halkla ilişkiler denildiği zaman akla gelen ilk isimdir Sayın Betûl Mardin.

Onun öğrencilerinden biri olan Sevgili Prof. Dr. Nüket Güz hocam, Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu olarak 2012’de düzenlediğimiz Medya ve Yeni Medya Ödülleri’nde anlattığı bir anısında “anneme iletişimci olacağım dediğimde annem ‘iletişimci de nedir ki, postacı mı olacaksın, PTT’de mi çalışacaksın?” diye soruyor.

Bırakın Sayın Mardin’in halkla ilişkiler yaparken bu terimle yapması, öğrencilerinin ebeveynlerinin dahi konudan haberinin olmadığı bir dönemde yaşadığı nice zorluklara rağmen hepsinden avantajlı bir şekilde çıkıyor.

Yorum Bırak

“Barışı sağlamak bir maratondur”

Beyrut…
Nam-i diğer “doğunun Paris’i” olarak adlandırılan Lübnan’ın başkenti.
Çok uzun yıllar Ortadoğu’nun kültür, sanat, bilim ve ekonomi merkeziydi. Tabii Lübnan İç Savaşı’na kadar. 1975’de başlayıp, 1990’a kadar süren “iç” savaş ve 2006’daki İsrail – Lübnan savaşıyla birlikte Beyrut’un eski halinden eser kalmadı… 230 bin insanla birlikte bir şehir, bir ülke de yaşamını yitirmişti.

Ezginin Günlüğü’nün “bu yol bir şehre giderdi, güneşin tutuştuğu denize batmış güle…” diye başladığı “ey şehir sen yoksun” diyerek bitirdiği adına şarkılar yazılmış bir şehir…

Yorum Bırak

Anı Paylaşarak Yaşamak

Çok sevdiğiniz bir kaç arkadaşlarınızla bir kafe oturmuş, kahvenizi içip sohbet ediyorsunuz… Eliniz ve gözünüz bir yandan da sürekli olarak akıllı telefonunuzda, Twitter’da kim ne tweet’i atmış, Instagram’daki son fotoğrafınız kaç beğeni almış, Facebook’taki arkadaşlarınız ne yapmış diye bakınmaktasınız…
Modern hayatın yeni hastalığı olan FOMO için geçerli olan bir tanım bu…

Bugün bir telefon, daha doğrusu akıllı cep telefonu alacağımız zaman ilk sorduğumuz şey “kamerası kaç megapiksel?” oluyor.
Telefonunuzun ayarlarından pilinizi hangi uygulamaların daha çok kullandığına bakacak olursanız çoğunuzun telefon aramalarının %1 oranında olduğunu görebilirsiniz. Zira bugün pek çok kullanıcının telefonu kullanma amacı fotoğraf çekmek, anı paylaşmak ve/veya paylaşılanlara yorum yapmak üzerine geçerli.

Yorum Bırak

“İnternet bizi aptal mı yapıyor?”

“Günde kaç saatinizi internette geçiriyorsunuz?” sorusunu cevaplayanınız muhakkak olmuştur.
Son 1-2 yıldır pek anket ve araştırmalara katılmadığımda denk gelmiyorum; umarım kaldırmışlardır. “Günde kaç adet sigara içiyorsunuz?” gibi bir şey sanıyor olmalı bu soruyu anketlere koyan araştırmacılar. Zira artık bilgisayar başında olmasak dahi akıllı telefonlarımızla internet her saniyemizde zaten bizimle birlikte. Ya da biz onunla…

Bu araştırmaların sonucunda psikologlardan “internet bağımlılık yapıyor!” veya “internet insanları aptallaştırıyor!” gibi sonuçlar özellikle geleneksel medyanın en büyük puntolarla yazdığı, manşetler yapmayı çok sevdiği haberler arasında yer alıyor. Bu haberleri görüp, yeni nesil kuşağı halen tanımamış ebeveynler ise bu duruma kaygıyla ve ne yapacaklarını bilmeden telaşlı bir şekilde yaklaşıyorlar.

The New York Times, The Wall Street Journal ve Wired gibi yayınlarda yazılar yazan Nicholas CARR, 2008 yılında The Atlantic dergisi için kaleme aldığı “Google bizi aptal mı yapıyor?” makalesinden sonra “Yüzeysellik: İnternet bizi aptal mı yapıyor?” adlı bir kitap yazdı. Carr, bir çok noktasına ve görüşüne katıldığım, katıldığım için de rahatsız olduğum ancak insan beyni ve nöroloji hakkında derin bilgiler içeren bir kitap yazmış.
Kitabın isminden sakın “günde X saatin üstünde bilgisayar başında geçirenler aptal oluyor, sonrası gerizekalı, öncesi çok akıllı” gibi bir anlam çıkartmayın. İsmi bana son derece popülist gelmesine rağmen içerisinde barındırdığı bilimsel araştırma sonuçlarıyla ve nörolojik tanımlamalarıyla adeta geçmişten günümüze insan beynini yeniden tanımanızı sağlıyor.

1 Yorum

Modern hayatın yeni hastalığı: FOMO

Çok sevdiğiniz bir kaç arkadaşlarınızla bir kafe oturmuş, kahvenizi içip sohbet ediyorsunuz… Fakat eliniz ve gözünüz bir yandan da sürekli olarak akıllı telefonunuzda, Twitter’da kim ne tweet’i atmış, Instagram’daki son fotoğrafınız kaç beğeni almış, Facebook’taki arkadaşlarınız ne yapmış diye bakınmaktasınız…
Dışarı çıkacağınız zaman telefonun şarjının %100 olması gerekiyor. Foursquare’de devamlı bir arkadaşlarım nerede check-in olmuşa göz atıyorsunuz. Whatsapp’tan bir bildirim geldiğinde “acilen bakmalıyım!!!” triplerindesiniz. Bu arada halen kafede arkadaşlarınnızla bir sohbet halindesiniz ama kimin umrunda! Sen dışarıdaki dünyada olup biteni kaçırmak istemiyorsun.

Whatsapp’tan ne kadar önemli bir haber gelmiş olabilir ki?
Instagram’daki bir fotoğrafınının ne kadar beğeni almış olmasının bu kadar çok önemi ne?
Merak etmeyin, Foursquare’de şehrin en güzel mekanında check-in yapan arkadaşınız da şu an sizinle aynı şeyi yapıyor, onun da eli sürekli telefonunda.
Dışarıda olsanız ve telefon telefonun şarjı bitmiş olsa ne olabilir? Siz takip etmezseniz borsadaki milyon dolarlarınız mı gidecek?
Kitap fuarından, o içerisinde check-in yapmaktan çok mutlu olduğunuz kitapçıdan aldığınız kitaplar ne alemde? Halen bir rafta okunmayı bekliyor değil mi?

5 Yorum

“Entellektüel Fahişeler”

Hiç biriniz düşündüklerinizi olduğu gibi yazmaya cesaret edemezsiniz. Bunu yapmaya kalktığınızda yazdıklarınızın basılmayacağını önceden bilirsiniz çünkü; Çalıştığım gazetede bana düşüncelerimi açıkça yazmak için değil, tersine yazmamam için haftalık bir ücret ödüyorlar. İçinizde benzer biçimde benzer ücretler alan başkaları da vardır. Düşüncelerini açıkça yazacak kadar salak olan herhangi biri, sokaklarda başka iş arıyor olacaktır.

Gazetemin her hangi bir sayısında gerçek düşüncelerimi yayınlamaya kalksaydım, 24 saat dolmadan işimden atılırdım. Gazetecilerin işi; gerçeği yok etmek, düpedüz yalan söylemek, saptırmak, kötülemek, servet sahiplerine dalkavukluk etmek, kendi gündelik ekmeği uğruna yurdunu ve soyunu satmaktır. Bunu siz de biliyorsunuz ben de!

Yorum Bırak

The Wall: Duvarları yıkmak üzerine…

Baştan belirteyim ki, bu bir müzik ve konser eleştirisi yazısı değil. Kaldı ki, ben de bir müzik eleştirmeni değilim. Bu yazı; dünyaca ünlü bir sanatçının, dünya müziğine yön vermiş bir insanın özgürlük, hukuk ve düşünce özgürlüğüne dair görüşlerinin yer aldığı bir yazısıdır.

Dün (04.08.2013) Türkiye’ye konser için gelen Roger Waters, Haziran’da, daha Gezi Direnişi’nin ilk günlerinde bizlere destek vermek için Facebook sayfasından bir mesaj yayınlamıştı:

“Türkiye’deki tüm dostlarıma… Yanınızdayım! Yanınızdayız! Otokrasi ve baskı güçlerine direnmekte çok haklısınız. Kim oldukları önemli değil”

Eğer ben interneti doğru okuyorsam, sizin durumunuzda otokratik, dindar yobazlara karşı savaşıyorsunuz.

Türkiye sizin ülkeniz ve biz sizi destekliyor ve özgürlüğünüzü arzuluyoruz ancak aynı zamanda siz ve mücadeleniz dünyanın geri kalanı için çok önemli.

Ne zaman bir erkek, bir kadın ya da çocuk sokaklara çıksa ve insan hakları için, kendi kaderini tayin etmek için, demokrasi için, Mistress Liberty (Özgürlük Anıtı’na özgürlük metresi göndermesi yapılmış) için ayaklansa dünyanın geri kalanı onlara borçlanır.

Panzerden fışkıran suyun karşısında, göz yaşartıcı gaz bulutlarının içinde fiziksel olarak sizinle değiliz ama ruhen sizinleyiz.

Duruşunuzu alkışlıyoruz çünkü kolay olmadığını biliyoruz.

Büyük ülkeniz doğu ile batı arasındaki eşikte duruyor. İstanbul medeniyet tarihinde bir efsane. Bugünkü direnişiniz hepimiz ile karanlık çağlara geri dönüş arasında bir dönüm noktası olabilir.

Yorum Bırak

Neye İhtiyaç Duyuyoruz?

Abraham Maslow, kendisini “hümanist” olarak tanımlayan kişilerin hiç olmazsa isim olarak tanıdığı bir isimdir. Kendisi, 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisi olan Maslow Teorisinin baş mimaridır…
Maslow’un kendi adını taşıyan teorisine göre olanak sağlandığında,her insan eninde sonunda kendini gerçekleştirecek, gizli yeteneklerinin farkına varacaktır. Maslow’un çalışmaları sağlıklı kişiliğin nasıl oluştuğu üzerinde odaklaşmış.


“Sahip olduğunuz tek şey bir çekiçse her şeyi bir çivi olarak öormeye başlarsınız” sözünün de sahibi olan sosyolog Maslow’un gereksinimleri şu şekilde kategorize edilmekte;

Yorum Bırak

“Sosyal medya demokrasi için vazgeçilmezdir.”

Gezi Parkı direnişiyle birlikte internet üzerinden iletişimin ve sosyal medyanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha doğruladık. 80 sonrası doğan nesil olarak bunun az-çok farkındaydık… Ancak bu olaylar sonrasında daha bir önem kazandığını gördük.

Özellikle Twitter gibi kısa metin ve görsel paylaşımına yönelik hızlı kullanılabilen ağlar, etkili iletişim kurmamızı ve deyim yerindeyse anlık çalışan bir basın organını bir anda oluşturmamızı sağladı. Twitter’da #direngeziparkı, #direnbeşiktaş, #direnankara çeşitli etiketlerle olayların en üst noktada olduğu akşamlar birbirimizle iletişimimi sağladık. Gerek tıbbi yardım gerekse anlık haberleri buradan takip ettik. Zaman zaman gerçek hayatta da tanıdığımız arkadaşlarımızı bile yine bu ağlar üzerinden doğrudan mesaj yoluyla harekete geçirebildik. Sadece 80 sonrası kuşak değil; tüm vatandaşlar, güvenilir olduğu söylenen geleneksel medyanın aslında ne olduğunu ve tam olarak ne işe yaradığını Gezi Parkı direnişlerinde anladı.
Özellikle olayların en üst noktada olduğu günler ulusal ve en çok izlenen haber kanalları penguen belgeselleri yayınlarken Halk TV, Hayat TV, IMC TV gibi çok az sayıdaki geleneksel medya organı yayın yaparken Ustream, Livestream ve Web.TV gibi yurttaşların akıllı telefonları ile kendi bulundukları ortamdan yayın yapılmasını sağlayan araçlar ile insanlar kendi seslerini dünyaya duyurabildiler… Naber Medya ve 140 Journos gibi kollektif yeni medya organları da bu süreç de halkın haber alma ve iletişim özgürlüğüne destek oldular.

Yorum Bırak