"Enter"a basıp içeriğe geçin

Etiket: ted

E-postalarınızın gizli olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Türkiye’de “kişisel bilgi güvenliği” denildiğinde herkesin aklına bir çok kişinin aklına Cem Yılmaz’ın “CIA bu hesaplara bakıyormuş” espirisi akla gelir. Halbuki durum daha ciddi.

(1) Herkes, kendisiyle ilgili kişisel bilgi ve verilerin korunması hakkına sahiptir. Kişisel bilgi ve verilerin başkaları tarafından kullanılarak zarara uğratılması halinde devlet tarafından zararın karşılanması şarttır.
(2) Bu bilgiler, ancak kişinin açık rızasına veya kanunla öngörülen meşru bir sebebe dayalı olarak kullanılabilir. Herkes, kendisi hakkında toplanmış olan veya kayıtlarda yer alan bilgilere erişme, bunlarda düzeltme yaptırma ve bu bilgilerin amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenme hakkına sahiptir.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası‘nın 20. maddesi olan “kişisel bilgilerin korunması” kanunu böyle der. Fakat bu kanunun ne kadarı gündelik hayatımızda gerçeğe yansır, bu tartışma konusu. 2016 Nisan ayında gerçekleşen büyük sızıntıyla 50 milyon Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının TC kimlik, ad soyad ikametkah adresi gibi kişisel bilgileri internete sızmıştı. Hükümet’teki bazı yetkililer olayı kabul etmezken Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, “konuyla ilgili sorumlular hakkında gereken yasal işlemler yapılacaktır” diyerek soruşturma başlatmıştı. Bugün bu soruşturma ne aşamada hiçbirimiz bilmiyoruz.

Bugün pek çoğumuz e-posta trafiğimizin belki bir “hiç” olduğunu düşünüyor. Ancak yazının başında belirttiğim gibi; mevzu sadece bir Cem Yılmaz espirisinden ibaret değil.

Harvard mezunu ve eski bir CERN çalışanı olan Andy Yen, TED konuşmasında bu durumu şöyle açıklıyor; “Bir yıl boyunca yazdığınız hatta belki de bir ömürlük e-postaları, dikkatle incelerseniz toplamda çok şey anlatır. Nerede bulunduğumuzu, kiminle görüştüğümüzü hatta pek çok açıdan, ne düşündüğümüzü anlatır. Daha korkutucu tarafı ise verilerinizin artık sonsuza kadar kalacak olması. Yani verileriniz sizle ya da sizsiz yaşayacak.”

Ken Robinson diyor ki; “Okullar yaratıcılığı öldürüyor.”

Ünlü ressam Pablo Picasso, “Bütün çocuklar sanatçı olarak doğar” der… Hangi bilimsel açıklamaya dayanarak bunu söylemiş bilmiyorum ama haklılık payı yok değil. 2003 yılında eğitim alanındaki çalışmaları sebebiyle Britanya’da “sir” ünvanı almış eğitim danışmanı akademisyen Ken Robinson ise “okullar yaratıcılığı öldürüyor” diyor
Çok değil, 15-20 sene öncesinde ülkemizde üniversite bitirmek büyük bir erdem işiydi. (Önümüzdeki beş yıl sonra ise değil üniversitede lisans mezunu olmak; yüksek lisans yapmak adeta bir zorunluluk halini alacak.) Herkes doktorluk, mühendislik veya subaylık gibi meslekleri tercih ediyor, ettiriliyordu. Bu gün ise günümüzde bu tür meslekler halen tercih ediliyor olsa bile büyük çoğunluğun hedefleri teknolojinin de gelişmesiyle iletişim teknolojilerine ve daha niş sektörlere kaymış durumda… Tam da üniversite tercihlerini yaptığımız bugünlerde aileler çocuklarının ileride yapmasını istediği mesleği “bak çocuğum, bu işte ileride iyi para varmış, bu işin okulunu oku, bu işi yap” diye öğüt vermekteler…

Betûl Mardin: Engelleri Avantaja Çevirin

Türkiye’de iletişim ve halkla ilişkiler denildiği zaman akla gelen ilk isimdir Sayın Betûl Mardin.

Onun öğrencilerinden biri olan Sevgili Prof. Dr. Nüket Güz hocam, Beykoz Lojistik Meslek Yüksekokulu olarak 2012’de düzenlediğimiz Medya ve Yeni Medya Ödülleri’nde anlattığı bir anısında “anneme iletişimci olacağım dediğimde annem ‘iletişimci de nedir ki, postacı mı olacaksın, PTT’de mi çalışacaksın?” diye soruyor.

Bırakın Sayın Mardin’in halkla ilişkiler yaparken bu terimle yapması, öğrencilerinin ebeveynlerinin dahi konudan haberinin olmadığı bir dönemde yaşadığı nice zorluklara rağmen hepsinden avantajlı bir şekilde çıkıyor.

“Barışı sağlamak bir maratondur”

Beyrut…
Nam-i diğer “doğunun Paris’i” olarak adlandırılan Lübnan’ın başkenti.
Çok uzun yıllar Ortadoğu’nun kültür, sanat, bilim ve ekonomi merkeziydi. Tabii Lübnan İç Savaşı’na kadar. 1975’de başlayıp, 1990’a kadar süren “iç” savaş ve 2006’daki İsrail – Lübnan savaşıyla birlikte Beyrut’un eski halinden eser kalmadı… 230 bin insanla birlikte bir şehir, bir ülke de yaşamını yitirmişti.

Ezginin Günlüğü’nün “bu yol bir şehre giderdi, güneşin tutuştuğu denize batmış güle…” diye başladığı “ey şehir sen yoksun” diyerek bitirdiği adına şarkılar yazılmış bir şehir…