"Enter"a basıp içeriğe geçin

Aylar: Kasım 2014

Teknolojinin kaçınılmazı; kitabın e hali

Bugünkü kitapların dolayısıyla matbaanın icadından önce eğitim görmek, bilgiye ulaşmak ve kitap okumak oldukça çetrefilli bir işti. Bir kitabı yazmanın haftalar, aylar sürdüğü dönemlerde kağıt ve mürekkep de fazla bulunmuyordu. Bu sebepledir ki bu dönemlere ait bilgin ve düşünürler genelde zengin ailelerden gelmektedir. Çünkü bu imkanlara herkes ulaşamamaktadır.
Matbaa Johann Gutenberg tarafından icat edildi ve Gutenberg tek tek metal harflerle yüksek baskı tekniğini geliştirdi.. Gutenberg’ in bu buluşundan sonra matbaacılık yaygın ve hızlı gelişen bir sektör olmuştur. VIII. yüzyıldada Japonya’ da ardından Hollanda’nın öncülüğünde Avrupa’da gelişimini sürdürdü. Bilindiği gibi matbaa 1726 yılında (Osmanlı’da Lale Devri olarak bildiğimiz yıllar) Türk topraklarına İbrahim Müteferrika ile geldi. Tüm teknolojik konularda olduğu gibi herhangi bir üretimde bulunmayan bu toprakların insanları teknolojinin gelişimini geç takip etmesinden dolayı da yaygınlaşması epey zaman aldı… Günümüzdeyse 2007 yılı verilerine göre 6000 civarında matbaa bulunmaktadır.

Konuyu biraz geniş aldığımın farkındayım lakin bugünü ve yarını anlamamız için öncelikle dünü bilmemiz gerektiğini düşünenlerdenim. E-kitap aslında yeni değil, 10 yıla yakın zamandır var olan bir kavram olmasına rağmen Amazon’un 2007 yılında Kindle e-kitap okuyucusu cihazıyla birlikte popüler ve herkes tarafından kullanılmasa bile bilinir bir hale geldi.

Modern sorunlara modern çözümler

Okuyanlar bilirler, geçtiğimiz günlerde “Modern hayatın yeni hastalığı: FOMO” başlıklı bir yazı yazmıştım. Çoğumuzun yaşadığı sıkıntılar aslında. Zira günlük hayatımızda kafamız sürekli dolu ve yoğun. Bu durumda hem eziyet çekiyor hem de o eziyetten zevk alıyoruz. Bir anlamda sado-mazoşizm de denilebilir. Bu duruma zamanla bir de “yoğun hayat sendromu” ekleniyor. Ve çoğumuzun ileriki günlerde yaşayacağı ve çoğunuzun adını (maalesef) magazin programlarından duyduğumuz “tükenmişlik sendromu” da peşinden geliyor. Bu yaşam biçimimizin kısa vadede getirdiği kolaylıkların yanı sıra gerek kısa gerekse uzun vadede getirdiği zorluklar da var.

Bugüne kadar hiçbir bilginin gereksiz olmadığına inananlardanımdır. Öğrendiğimiz her yeni bir bilginin zihni geliştirdiğini ve bazı insanlarca ne kadar gereksiz görülürse görülsün bir gün işimize yarayabileceğini düşünürüm. Ancak bu durum bazen günlük hayatımızda beynimizi bir bilgisayarmış gibi davranmamıza ve onun da ara sıra tıp kı diğer organlarımız gibi dinlenmeye ihtiyacı olduğu gerçeğini değiştirmiyor.